Bugünlerde her an sosyal medyada, haber platformlarında, video kanallarında ve çevremizde aşırı şekilde bilgi bombardımanına tutuluyoruz. Her detayı öğrenme isteği giderek daha baskın hale geliyor. Ancak bu durum, belirli bir konuda gerçek anlamda derinleşmemizi zorlaştırıyor. Odağımızı tek bir konu üzerinde tutamayacak kadar etrafta neler olup bittiği ile ilgileniyoruz.
Ben bunu “bir şeyleri kaçırma, toplumdan, gündemden geride kalma korkusu, bir tür yalnızlık algısı” olarak yorumluyorum. Sanki bir hafta boyunca, beynimizden içeri, gündemle ilgili bir şey girmezse hayatımız bambaşka bir şekle bürünecekmiş yada artık hiç bir şeye yetişemeyecekmişiz gibi hissediyoruz.
Peki ama bir konuyu derinlemesine öğrenme yetimizi kaybetmek bize nelere mal oluyor? Yüzeysel bilgi ile sınırlı kalmak, içselleştirme yetimizi elimizden alıp düşünsel olgunluğa ulaşmamıza engel oluyor. Bu da, yaşayıp deneyim kazandıkça ulaşacağımız bilgeleşme yolculuğundan mahrum bırakıyor bizi.
Bir konuya odaklanıp onun üzerinde derin düşünmek, araştırıp çıkarımlara varmak ve sonuçlarını iç dünyamıza katmak yerine, sürekli değişen bilgi akışına kapılmak, ruhsal ve zihinsel gelişimimizi sınırlıyor.
Sonuç olarak, bu hali ile bilgi, günümüzde anlık tatmin aracından başka bir şekle bürünemiyor ne yazık ki…
Bu konu hakkında beni en çok endişelendiren şey ise hayal gücü! Hayal gücümüz tükeniyor. Dopamin bağımlılığı, haz bağımlılığı gibi terimlerle tanıdığımız bir çukurun içinde yuvarlanıyoruz.
Hayatın karmaşıklığını anlamlandırmak ve içimizdeki bilgeliğe ulaşmak için doğru soruları sormak ve sabırla cevapları aramak gerekiyor. Oysa bugün bu içsel bağdan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz.
Bu bağlantıyı yeniden kurabilmek için de sadeleşmemiz ve tabii ki yavaşlamamız gerekiyor. Sadeleşme aynı zamanda alışkanlıklarımızı, bilgi edinme kaynaklarımızı da kapsıyor sadece eşyaları değil. Biraz çaba ile yeniden kendi iç sesimize, bilgeliğimize ve hayal gücümüze geri dönebileceğimizi düşünüyorum.
Gelin kendim için uyguladığım bir kaç basit adıma hep birlikte bakalım!
Basit Adımlarla İç Dünyamızla Bağlantıya Geçmek
1-Sosyal medyada takip ettiğim hesapların, kanalların, izlediğim videoların, filmlerin, dizilerin niteliğine ve sayısına çok önem veriyorum. Bana gerçekten bir şey kazandırmayacak, ilham vermeyecek ve yeni şeyler öğrenmemi sağlamayacak içeriklerle zaman kaybetmiyorum. Ayrıca tüm bunlar için kendime bir süre sınırı belirliyorum.
2-Her gün düzenli olarak 30 dakika bile olsa kitap okumaya özen gösteriyorum.
3- Bol bol müzik dinleyip, müzik listeleri oluşturuyorum.
4- Ekransız zamanlar yaratıp hayal kuruyorum, projelerim hakkında düşünüyorum.
5- Yazıyorum. Her ne konuda olursa olsun deftere, kağıda, telefonuma gün içimde aklımda beliren düşüncelerimi mutlaka yazıyorum. Bu hem kafamı boşaltmamı hem de kendimle bağlantıda kalmamı sağlıyor.
6- Her gün 45 dakika mutlaka açık havada ya bisiklete biniyorum yada yürüyüş yapıyorum. Beden ve zihin bütünlüğü için eşsiz bir fırsat.
7- Sosyalleşme adı altında gereksiz kalabalıklara, aktivitelere katılmıyorum. Nitelikli insanlarla vakit geçirmeye çalışıyorum.
Sonuç olarak, modern dünyanın bilgi ve hız akışında kaybolmamak için kendimize dönmeyi, basit ama anlamlı alışkanlıklar edinmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Önemli olan, bu yolculukta gerçekten neyin değerli olduğunu fark edebilmek ve buna göre bir yaşam kurabilmek. Belki de asıl mesele, dış dünyanın sürekli akan temposuna değil, iç dünyamızın sessiz ama derin ritmine kulak verebilmek.
Hadi! hayatın karmaşasına bir mola verelim ve her şeyin başladığı yere, kendimize dönelim. Çünkü orada, sessizliğin içinde, yeniden güç bulacağımız bir huzur bizi bekliyor…